- Katılım
- 8 Eyl 2024
- Mesajlar
- 4,167
- Tepkime puanı
- 1
Rüzgar Aksoy, 5 Ocak 1981 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. Türk dizi, sinema, tiyatro oyuncusu ve dublaj sanatçısı.
Adı: Rüzgar Aksoy
Doğum Tarihi: 5 Ocak 1981
Doğum Yeri: İstanbul
Boyu: 1.83 m.
Kilosu: 80 kilo
Burcu: Oğlak
Göz Rengi: Kahverengi
Kardeşleri: 3 kardeşi var
Instagram:
Evcil Hayvanları: Köpeği var.
Eğitim hayatı: İstanbul Üniversitesi iletişim Fakültesi Radyo TV ve Sinema Bölümünden mezun oldu. Haliç Üniversitesi Konservatuvar Bölümü’nde yüksek lisans yaptı.
Oyunculuğa ilk adım: Televizyon macerasına, ‘Adanalı’ dizisinde canlandırdığı ‘Ferruh’ karakteriyle başladı.
Hangi proje ile parladı? ‘Kara Sevda’ dizisinde canlandırdığı ‘Tarık Soydere’ karakteri ile dikkatleri üzerine çekti.
Oyunculuğa nasıl başladı? Dublaj ve radyoculuk geçmişi var, oyuncu olmak gibi bir düşüncesi yoktu. Tesadüfler sonucu mesleğe adım attı. “Radyoculuktan sıkıldığım dönem Antalya’ya taşındım. O sıralarda boykot olduğu için dublaj mesleğinde sıkıntılar olmuştu ve ben de yaklaşık 1.5 ay Antalya’da çalıştım, hatta çaycılık yaptım. Sonra sorunlar ortadan kalkınca iki üç yıl dublaj yaptım. Derken dublaj sırasında ‘Aslında yüzün ekran için çok uygun senden bir audition alsak’ sohbeti dönmeye başladı. Bu şekilde de oyunculuk hayatıma girdi. Benim hikâyem biraz inşaatta şarkı söylerken keşfedilmeye benziyor. Radyo ve dublajla uğraşırken bir yapım şirketi, ‘Başrol oyuncumuzun sesi olur musun?’ diye teklif getirdi. Sonra yapımcı beni görünce, ‘Bir deneme çekimi yapalım mı?’ demiş. Bir ay sonra da ilk rolüme kabul edilmiş buldum kendimi. İstanbul Üniversitesi’nde Radyo Sinema Televizyon bölümünde okumuştum, oyunculuk mesleğe dönüşünce Haliç Üniversitesi’nde de bu alanda yüksek lisans yaptım. Sonrasında da malum devamı geldi.”
Kişilik özellikleri: Eğlenceli, samimi, doğal, çocuk ruhlu. “Çok yakınımdaki arkadaşlarıma beni soracak olursan ilk söyleyecekleri sıfat direkt çocuk olur. Çok eğlenirim ve yerimde duramam. Beni uzun yıllardır tanıyanlar, ‘Sen böyle bir şakayı yaptın ama peki altından nasıl kalkabildin?’ diye sorarlar. Aslında başka biri benim yaptığım şakaları yapsa kıyametler kopabilir o an. Bununla birlikte duygusal etiketini de yapıştırırlar. Ve ‘Kendini çok kapatıyorsun eve’ derler. Bu etiketin iki manası var. Biri tüm sinirim, dertlerim, sıkıntılarım kısacası hayatın tüm olumsuz yükünü evde bırakırım. Dışarı çıktığım an evet felsefe de yaparız arkadaşlarımla ama genelde geyik muhabbeti döner. Bununla birlikte evde vakit geçirmeyi de daha çok seven biriyim. Tabii bu mesleğe beni yönelten ve de hâlâ ilk günkü şevkle yapmamı sağlayan hayalperestliğimi de söyleyebilirim.”
Sosyal: Boş zamanlarını köpeği ve sevdikleriyle beraber geçirmeyi seviyor. “Japon kurdu bir Akitam var adı Bucky, onunla vakit geçirmek dinlendiriyor beni. Onun dışında spor yaparım. Ayrıca izlediğim birtakım diziler var. Arkadaşlarımla buluşur sohbet ederim.”
Düşünce yapısı: Sürekli kendini geliştirmek için çaba sarf ediyor ve egonun oyuncu için tehlikeli bir şey olduğunu düşünüyor. “Hayata bakışımı özetleyen cümle: ‘Ne olursa olsun sen biriktirmeye devam et, kimse görmese bile evren cebinde saklıyordur.’ Ego kendinle savaşındır. Başkalarına gösterdiğinde bir anlamı yoktur. İnsanın üç tane kabuğu vardır: Birincisi ego. İkincisi kırılganlık tarafın, çaresiz hissettiğin şeyler. Üçüncüsü ve en dipteki nokta da çocuk yanımız. Tiyatroda çocuğa ulaşabildiğinde başarılı olursun. Oyuncuya ego zarar verir. Oyuncunun çocuk yanı ağır basmalı, egolara kapalı olmalı. Bütün merakını öldürür insanın egolar, seni sınırlar.”
Mutluluk kaynağı: Ruhunu dinlendirmek için aikido yapıyor. “Aikido ile anı yakalıyorum. Bir oyuncu için an önemlidir. Beden farkındalığıyla anda olduğun zaman doğaçlama bir tepki verince bu sahnede işe yarıyor. Sağımdan bir araba geçtiyse onu yok sayamam. Senaryoda yazmıyordur ama o an öyle bir durum gelişmiştir. Aikido, tetikte olmak gerekiyor. İç dünyamı aydınlatıyor. Beni durduruyor, kabullenmemi, karşımdaki kişiyi, karşımdaki dünyayı görmemi sağlıyor.
İlk sinema filmi: Can Özbatur/ Benimle Var mısın?
Aşka bakışı: “Aşkın, kalp atışlarının hızlanması gibi biyolojik etkileri var. Yutkunmaya başlaman, şimdiye kadar aşk ve sevgiyle ilgili öğrenmiş olduğun her şeyi unutman, çocuk gibi yaklaşman ve ne yapacağını bilememe hali”
Hayata bakışı: Başarılı olmak için kariyer basamaklarını tırmanmanın ya da ödül almanın yeterli olmadığını düşünüyor. “Bunları seni koşulsuz seven birileriyle paylaşmak da gerekir. Mesela ödül, kariyer başarısı olmadan sadece kendini, hayatı olduğu haliyle kabul edip mutlu olanlar da var tabii. Bu duygulara ulaşmak da ruhsal bir mertebe ister belki de çok yakınımızdadır mutluluk ama kör etmiştir bizi koşturmak. Biz oyunculuk çalışırken, bir karaktere bakarken ‘Bu adamın ya da kadının asıl amacı ne?’ diye sorarız. Cevaplar da genellikle kendini sevdirmek, görülmek, fark edilmek, saygı uyandırmak gibi ihtiyaçlara çıkar. Başarılı olmak, lüks arabalara sahip olmak, partilere katılmak, süslü kadınlar, zengin erkekler. Tüm bunları elde edince başarılı olunduğu zannediliyor. Oysa ihtiyaçlar farklıdır belki de sadece sevilmek istiyoruz. Fark etmesi geç sürebilir tabii.”
İş hayatına bakışı: Oyunculuğun büyüleyici bir yolculuk olduğunu düşünse de, aynı zamanda içinde, insanın akıl sağlığını koruması gereken zorluklar barındırdığı görüşünde. “Bazen sizin potansiyelinizi sonuna kadar kullanmak ve açığa çıkarıp işin içinde renk yaratmak yerine, korkusundan yetkinliğinizi öldürmeye çalışan da oluyor. Niye? Çünkü siz cesaret ediyorsunuzdur. Yani iş zor değil, insan zor diyelim kısaca. Oyuncu kırılgandır ve incinebilir. Bu noktada yönetmen, onun içinde var olan enerjiyi ortaya çıkarmak için biraz elini omzuna atsa çok farklı sonuçlar elde edebilir. Bu tabii oyunculuğu ambalaj üzerinden değerlendiren oyuncular için geçerli olmaz. Çünkü oyunculuk ruh işidir. Duygu, beden, ruh; bu üçünü hamura eşit şekilde yedirmen gerekir. Biraz çocuktur da oyuncu. Ona ‘Gel, gel…’ yaptığında koşarak gelir sana zaten. Bu sebeple yönetmen çok önemlidir, oyuncunun ruhunu anlamayı ve ona hitap etmeyi bilmesi gerekir. Sizi motive ederek “Biraz şöyle yapsana…” demesi, insan psikolojisini çok iyi anlaması gerekir. Kıssadan hisse ruha dokunmayı bir sanat icra eder gibi muazzam şekilde başarması gerekir. Bugüne kadar sırtladığım tüm rollere baktığımda, Kara Sevda’nın Tarık’ı ve Türkan’ın Haydar’ının yeri ayrıdır. Mesela Haydar, tertemiz bir çocuktu ama yine de onun da bir çatışması vardı. Adanalı’daki karakterim de güzeldi ama çok üstüne gidilmedi.”
Kariyer planı: Tiyatro en büyük aşkı, hayatının sonuna kadar tiyatro yapmayı istiyor. “Oyunculuğun tatmin etmediği zamanlar için tiyatro var. Tiyatrodan çok keyif alıyorum.”
Kadında çekicilik kriteri: Karşısındakinin hayatını zenginleştiren kadınları çekici buluyor. “Bence kadınlar çok güçlü! Onlar durmayı biliyor, dünyayı daha iyi anlayabiliyor. Erkekler gibi hayalperest değiller. Süreç odaklı yaşıyorlar, erkekler biraz daha sonuç odaklılar. Dolayısıyla hayatlarını zenginleştirebiliyorlar. Zaten benim için erkeğin hayatını zenginleştiren, ona yeni kapılar açabilen güzel kadındır. Erkek dışarıda hırslıysa onu çekip o dünyadan çıkartabilen kadın gerçekten güzeldir. Aynı zamanda kendi gerçekliğini karşı tarafa kabul ettiren kendi gerçeğinden, zevklerinden vazgeçmeyen kadın da güzeldir. Bazı kadınlar birlikte olduğu kişinin tuttuğu futbol takımını tutuyor, onun sevdiği filmlere gidiyor, onun zevk aldığı yerlerde bulunuyor. Böyle olmamalı. Herkesin kendi zevkleri olmalı. Kendi içindeki güzellikleri keşfedip, karşı tarafa bunu yansıtabilecek kadın güzeldir.”
Doğa ile ilişkisi: Doğa ile iç içe olmayı çok seviyor. “Kısa vadede Amsterdam ve Barselona’ya gitmeyi çok isterim. Uzun vadede ise Yeni Zelanda ve Peru. Oraların doğası beni büyülüyor. Zaten beni mümkünse yeşilin kalbinde bırakın. Her yıl tek başıma Rize’ye gidiyorum. Bir keresinde ormanda kaybolmuştum. Ayıların olduğu, askerin bile giremediği bölgede hem de. Çamlıhemşin’de herkes tanır beni kaybolan çocuk olarak. Yeşilin kalbinde olduğumda gerçekten kendimi kaybediyorum. Lars von Trier filmlerini de bu nedenle severim hep. Erkeğin korktuğu ve de onu etkileyen kavramları estetize ediyor: Hayvan, doğa ve kadın. Rize de yaşadığım bir anıyı hiç unutmam, çok güzeldi; Sanırım yalnızdım. 3000 metrede Rize Çamlıhemşin’in Pokut Yaylası’ndaydım. Çimlerin üzerinde uyuyakalmıştım. Güneşli bir hava vardı ve bulutlar ayaklarımın altında uzanıyordu. Uyandığımda bulutların yükseldiğini ve beni içine aldığını gördüm. Etrafımda beyazlıkları delip geçmiş güçlü dağlar vardı. Güneş batıyordu ve bulutların üzerini turuncuya boyamıştı. Harika bir andı.”
Herkese önerdiği kitap: Dostoyevski’nin ‘Suç ve Ceza’sı ile Rollo May’in ‘Yaratma Cesareti’ adlı kitabı.
Hangi filmden etkilendi? ‘Youth’ etkilendiği filmlerin başında geliyor. ‘Fight Club’ı ise tüm zamanların en iyi filmi olarak tanımlıyor. En çok ağladığı film, Özcan Alper’in ‘Sonbahar’ı. Kahkahalar attığı filmler ise, ‘The Hangover’ ve ‘Due Date’.
En çok etkilendiği tiyatro oyunu: “Beni derinden etkileyen oyunların başında ‘Profesyonel’ gelir.
Rüzgar Aksoy Televizyon Dizileri
Son Projeleri
Son yıllarda ekranda oldukça aktif olan oyuncu, 2023-2024 sezonunda
Kirli Sepeti
dizisinde “Yavuz Bayraktar” karakteriyle izleyici karşısına çıkmıştır. Aynı dönemde TRT ekranlarında yayınlanan ve büyük beğeni toplayan
Aziz Mahmud Hüdayi: Aşkın Yolculuğu
dizisinde başrol olan “Aziz Mahmud Hüdayi”ye hayat vererek performansıyla takdir toplamıştır.
TV Dizileri
İnternet Projeleri
Ödüller ve Adaylıklar
Özel Hayat ve Medyada Yeri Medyada genellikle yer aldığı nitelikli projelerle gündeme gelen Rüzgar Aksoy, özel hayatını kameralardan uzak, sade bir şekilde yaşamayı tercih etmektedir. 2023 yılında ünlü dans sanatçısı Yasemin Sancaklı ile evlenerek mutlu bir yuva kurmuştur.
Gelecek Projeler Yoğun bir şekilde çalışmaya devam eden başarılı oyuncunun, yakında dijital platformda izleyiciyle buluşacak olan Şule adlı internet projesinde yer alacağı duyurulmuştur.
Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
yazısı ilk önce üzerinde ortaya çıktı.
Adı: Rüzgar Aksoy
Doğum Tarihi: 5 Ocak 1981
Doğum Yeri: İstanbul
Boyu: 1.83 m.
Kilosu: 80 kilo
Burcu: Oğlak
Göz Rengi: Kahverengi
Kardeşleri: 3 kardeşi var
Instagram:
Evcil Hayvanları: Köpeği var.
Eğitim hayatı: İstanbul Üniversitesi iletişim Fakültesi Radyo TV ve Sinema Bölümünden mezun oldu. Haliç Üniversitesi Konservatuvar Bölümü’nde yüksek lisans yaptı.
Oyunculuğa ilk adım: Televizyon macerasına, ‘Adanalı’ dizisinde canlandırdığı ‘Ferruh’ karakteriyle başladı.
Hangi proje ile parladı? ‘Kara Sevda’ dizisinde canlandırdığı ‘Tarık Soydere’ karakteri ile dikkatleri üzerine çekti.
Oyunculuğa nasıl başladı? Dublaj ve radyoculuk geçmişi var, oyuncu olmak gibi bir düşüncesi yoktu. Tesadüfler sonucu mesleğe adım attı. “Radyoculuktan sıkıldığım dönem Antalya’ya taşındım. O sıralarda boykot olduğu için dublaj mesleğinde sıkıntılar olmuştu ve ben de yaklaşık 1.5 ay Antalya’da çalıştım, hatta çaycılık yaptım. Sonra sorunlar ortadan kalkınca iki üç yıl dublaj yaptım. Derken dublaj sırasında ‘Aslında yüzün ekran için çok uygun senden bir audition alsak’ sohbeti dönmeye başladı. Bu şekilde de oyunculuk hayatıma girdi. Benim hikâyem biraz inşaatta şarkı söylerken keşfedilmeye benziyor. Radyo ve dublajla uğraşırken bir yapım şirketi, ‘Başrol oyuncumuzun sesi olur musun?’ diye teklif getirdi. Sonra yapımcı beni görünce, ‘Bir deneme çekimi yapalım mı?’ demiş. Bir ay sonra da ilk rolüme kabul edilmiş buldum kendimi. İstanbul Üniversitesi’nde Radyo Sinema Televizyon bölümünde okumuştum, oyunculuk mesleğe dönüşünce Haliç Üniversitesi’nde de bu alanda yüksek lisans yaptım. Sonrasında da malum devamı geldi.”
Kişilik özellikleri: Eğlenceli, samimi, doğal, çocuk ruhlu. “Çok yakınımdaki arkadaşlarıma beni soracak olursan ilk söyleyecekleri sıfat direkt çocuk olur. Çok eğlenirim ve yerimde duramam. Beni uzun yıllardır tanıyanlar, ‘Sen böyle bir şakayı yaptın ama peki altından nasıl kalkabildin?’ diye sorarlar. Aslında başka biri benim yaptığım şakaları yapsa kıyametler kopabilir o an. Bununla birlikte duygusal etiketini de yapıştırırlar. Ve ‘Kendini çok kapatıyorsun eve’ derler. Bu etiketin iki manası var. Biri tüm sinirim, dertlerim, sıkıntılarım kısacası hayatın tüm olumsuz yükünü evde bırakırım. Dışarı çıktığım an evet felsefe de yaparız arkadaşlarımla ama genelde geyik muhabbeti döner. Bununla birlikte evde vakit geçirmeyi de daha çok seven biriyim. Tabii bu mesleğe beni yönelten ve de hâlâ ilk günkü şevkle yapmamı sağlayan hayalperestliğimi de söyleyebilirim.”
Sosyal: Boş zamanlarını köpeği ve sevdikleriyle beraber geçirmeyi seviyor. “Japon kurdu bir Akitam var adı Bucky, onunla vakit geçirmek dinlendiriyor beni. Onun dışında spor yaparım. Ayrıca izlediğim birtakım diziler var. Arkadaşlarımla buluşur sohbet ederim.”
Düşünce yapısı: Sürekli kendini geliştirmek için çaba sarf ediyor ve egonun oyuncu için tehlikeli bir şey olduğunu düşünüyor. “Hayata bakışımı özetleyen cümle: ‘Ne olursa olsun sen biriktirmeye devam et, kimse görmese bile evren cebinde saklıyordur.’ Ego kendinle savaşındır. Başkalarına gösterdiğinde bir anlamı yoktur. İnsanın üç tane kabuğu vardır: Birincisi ego. İkincisi kırılganlık tarafın, çaresiz hissettiğin şeyler. Üçüncüsü ve en dipteki nokta da çocuk yanımız. Tiyatroda çocuğa ulaşabildiğinde başarılı olursun. Oyuncuya ego zarar verir. Oyuncunun çocuk yanı ağır basmalı, egolara kapalı olmalı. Bütün merakını öldürür insanın egolar, seni sınırlar.”
Mutluluk kaynağı: Ruhunu dinlendirmek için aikido yapıyor. “Aikido ile anı yakalıyorum. Bir oyuncu için an önemlidir. Beden farkındalığıyla anda olduğun zaman doğaçlama bir tepki verince bu sahnede işe yarıyor. Sağımdan bir araba geçtiyse onu yok sayamam. Senaryoda yazmıyordur ama o an öyle bir durum gelişmiştir. Aikido, tetikte olmak gerekiyor. İç dünyamı aydınlatıyor. Beni durduruyor, kabullenmemi, karşımdaki kişiyi, karşımdaki dünyayı görmemi sağlıyor.
İlk sinema filmi: Can Özbatur/ Benimle Var mısın?
Aşka bakışı: “Aşkın, kalp atışlarının hızlanması gibi biyolojik etkileri var. Yutkunmaya başlaman, şimdiye kadar aşk ve sevgiyle ilgili öğrenmiş olduğun her şeyi unutman, çocuk gibi yaklaşman ve ne yapacağını bilememe hali”
Hayata bakışı: Başarılı olmak için kariyer basamaklarını tırmanmanın ya da ödül almanın yeterli olmadığını düşünüyor. “Bunları seni koşulsuz seven birileriyle paylaşmak da gerekir. Mesela ödül, kariyer başarısı olmadan sadece kendini, hayatı olduğu haliyle kabul edip mutlu olanlar da var tabii. Bu duygulara ulaşmak da ruhsal bir mertebe ister belki de çok yakınımızdadır mutluluk ama kör etmiştir bizi koşturmak. Biz oyunculuk çalışırken, bir karaktere bakarken ‘Bu adamın ya da kadının asıl amacı ne?’ diye sorarız. Cevaplar da genellikle kendini sevdirmek, görülmek, fark edilmek, saygı uyandırmak gibi ihtiyaçlara çıkar. Başarılı olmak, lüks arabalara sahip olmak, partilere katılmak, süslü kadınlar, zengin erkekler. Tüm bunları elde edince başarılı olunduğu zannediliyor. Oysa ihtiyaçlar farklıdır belki de sadece sevilmek istiyoruz. Fark etmesi geç sürebilir tabii.”
İş hayatına bakışı: Oyunculuğun büyüleyici bir yolculuk olduğunu düşünse de, aynı zamanda içinde, insanın akıl sağlığını koruması gereken zorluklar barındırdığı görüşünde. “Bazen sizin potansiyelinizi sonuna kadar kullanmak ve açığa çıkarıp işin içinde renk yaratmak yerine, korkusundan yetkinliğinizi öldürmeye çalışan da oluyor. Niye? Çünkü siz cesaret ediyorsunuzdur. Yani iş zor değil, insan zor diyelim kısaca. Oyuncu kırılgandır ve incinebilir. Bu noktada yönetmen, onun içinde var olan enerjiyi ortaya çıkarmak için biraz elini omzuna atsa çok farklı sonuçlar elde edebilir. Bu tabii oyunculuğu ambalaj üzerinden değerlendiren oyuncular için geçerli olmaz. Çünkü oyunculuk ruh işidir. Duygu, beden, ruh; bu üçünü hamura eşit şekilde yedirmen gerekir. Biraz çocuktur da oyuncu. Ona ‘Gel, gel…’ yaptığında koşarak gelir sana zaten. Bu sebeple yönetmen çok önemlidir, oyuncunun ruhunu anlamayı ve ona hitap etmeyi bilmesi gerekir. Sizi motive ederek “Biraz şöyle yapsana…” demesi, insan psikolojisini çok iyi anlaması gerekir. Kıssadan hisse ruha dokunmayı bir sanat icra eder gibi muazzam şekilde başarması gerekir. Bugüne kadar sırtladığım tüm rollere baktığımda, Kara Sevda’nın Tarık’ı ve Türkan’ın Haydar’ının yeri ayrıdır. Mesela Haydar, tertemiz bir çocuktu ama yine de onun da bir çatışması vardı. Adanalı’daki karakterim de güzeldi ama çok üstüne gidilmedi.”
Kariyer planı: Tiyatro en büyük aşkı, hayatının sonuna kadar tiyatro yapmayı istiyor. “Oyunculuğun tatmin etmediği zamanlar için tiyatro var. Tiyatrodan çok keyif alıyorum.”
Kadında çekicilik kriteri: Karşısındakinin hayatını zenginleştiren kadınları çekici buluyor. “Bence kadınlar çok güçlü! Onlar durmayı biliyor, dünyayı daha iyi anlayabiliyor. Erkekler gibi hayalperest değiller. Süreç odaklı yaşıyorlar, erkekler biraz daha sonuç odaklılar. Dolayısıyla hayatlarını zenginleştirebiliyorlar. Zaten benim için erkeğin hayatını zenginleştiren, ona yeni kapılar açabilen güzel kadındır. Erkek dışarıda hırslıysa onu çekip o dünyadan çıkartabilen kadın gerçekten güzeldir. Aynı zamanda kendi gerçekliğini karşı tarafa kabul ettiren kendi gerçeğinden, zevklerinden vazgeçmeyen kadın da güzeldir. Bazı kadınlar birlikte olduğu kişinin tuttuğu futbol takımını tutuyor, onun sevdiği filmlere gidiyor, onun zevk aldığı yerlerde bulunuyor. Böyle olmamalı. Herkesin kendi zevkleri olmalı. Kendi içindeki güzellikleri keşfedip, karşı tarafa bunu yansıtabilecek kadın güzeldir.”
Doğa ile ilişkisi: Doğa ile iç içe olmayı çok seviyor. “Kısa vadede Amsterdam ve Barselona’ya gitmeyi çok isterim. Uzun vadede ise Yeni Zelanda ve Peru. Oraların doğası beni büyülüyor. Zaten beni mümkünse yeşilin kalbinde bırakın. Her yıl tek başıma Rize’ye gidiyorum. Bir keresinde ormanda kaybolmuştum. Ayıların olduğu, askerin bile giremediği bölgede hem de. Çamlıhemşin’de herkes tanır beni kaybolan çocuk olarak. Yeşilin kalbinde olduğumda gerçekten kendimi kaybediyorum. Lars von Trier filmlerini de bu nedenle severim hep. Erkeğin korktuğu ve de onu etkileyen kavramları estetize ediyor: Hayvan, doğa ve kadın. Rize de yaşadığım bir anıyı hiç unutmam, çok güzeldi; Sanırım yalnızdım. 3000 metrede Rize Çamlıhemşin’in Pokut Yaylası’ndaydım. Çimlerin üzerinde uyuyakalmıştım. Güneşli bir hava vardı ve bulutlar ayaklarımın altında uzanıyordu. Uyandığımda bulutların yükseldiğini ve beni içine aldığını gördüm. Etrafımda beyazlıkları delip geçmiş güçlü dağlar vardı. Güneş batıyordu ve bulutların üzerini turuncuya boyamıştı. Harika bir andı.”
Herkese önerdiği kitap: Dostoyevski’nin ‘Suç ve Ceza’sı ile Rollo May’in ‘Yaratma Cesareti’ adlı kitabı.
Hangi filmden etkilendi? ‘Youth’ etkilendiği filmlerin başında geliyor. ‘Fight Club’ı ise tüm zamanların en iyi filmi olarak tanımlıyor. En çok ağladığı film, Özcan Alper’in ‘Sonbahar’ı. Kahkahalar attığı filmler ise, ‘The Hangover’ ve ‘Due Date’.
En çok etkilendiği tiyatro oyunu: “Beni derinden etkileyen oyunların başında ‘Profesyonel’ gelir.
Rüzgar Aksoy Televizyon Dizileri
Y |
|---|
TV Dizileri
2008 – Serçe – Devrim
2008-2010 – Adanalı – Ferruh
2010-2011 – Türkan – Haydar
2011 – Karakol – Cengiz
2011-2012 – Sen de Gitme – Selim
2012 – Annem Uyurken – Cem
2013 – Galip Derviş – Tayfun
2013 – Umutsuz Ev Kadınları – Mehmet
2014 – Ah Neriman – Arif
2015-2017 – Kara Sevda – Tarık Soydere
2016 – Yunus Emre Aşkın Yolculuğu – Mimberci Hasan
2017 – Yüz Yüze – Ender
2018 – Koca Koca Yalanlar – Osman
2019 – Bir Zamanlar Çukurova – Ercüment
2020 – Ramo – Halef
2021 – Arıza – Balaban
2021-2023 – Kuruluş Osman – Turgut Bey
2023 – Ömer – Haluk Tezel
2023-2024 – Kirli Sepeti – Yavuz Bayraktar
2024 – Aziz Mahmud Hüdayi: Aşkın Yolculuğu – Aziz Mahmud Hüdayi
İnternet Projeleri
2026 – Şule – Özer – Şule Yüksel Şenler’in Abisi
2018 – Keşif – Mehmet
2018 – Deliler: Fatih’in Fermanı – Fatih Sultan Mehmet
2021 – Kin – Yadigar
Belirsiz – Garip Bülbül Neşet Ertaş – Mehmet Ali Altın
2013 – Sanat
Ödüller ve Adaylıklar
2013 – 17. Afife Tiyatro Ödülleri – Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Yardımcı Erkek Oyuncusu (Sanat adlı tiyatro oyunu)
Özel Hayat ve Medyada Yeri Medyada genellikle yer aldığı nitelikli projelerle gündeme gelen Rüzgar Aksoy, özel hayatını kameralardan uzak, sade bir şekilde yaşamayı tercih etmektedir. 2023 yılında ünlü dans sanatçısı Yasemin Sancaklı ile evlenerek mutlu bir yuva kurmuştur.
Gelecek Projeler Yoğun bir şekilde çalışmaya devam eden başarılı oyuncunun, yakında dijital platformda izleyiciyle buluşacak olan Şule adlı internet projesinde yer alacağı duyurulmuştur.
Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Rüzgar Aksoy kimdir? Başarılı Türk oyuncu ve profesyonel seslendirme sanatçısıdır.
Rüzgar Aksoy kaç yaşında? 5 Ocak 1981 doğumlu olan yetenekli oyuncu, 2024 yılı itibarıyla 43 yaşındadır.
Rüzgar Aksoy aslen nereli? İstanbul doğumlu olup çocukluk ve gençliğini İstanbul’da geçirmiştir.
Rüzgar Aksoy boyu kaç? Ekranların karizmatik oyuncularından olan Rüzgar Aksoy, 1.81 metre boyundadır.
Rüzgar Aksoy’un eşi kimdir? 2023 yılının yaz aylarında başarılı dans sanatçısı Yasemin Sancaklı ile hayatını birleştirmiştir.
Rüzgar Aksoy hangi dizilerde oynadı? Kuruluş Osman, Kara Sevda, Ramo, Kirli Sepeti, Adanalı ve Bir Zamanlar Çukurova başta olmak üzere pek çok popüler projede yer almıştır.
Rüzgar Aksoy Kuruluş Osman’da hangi rolü oynadı? Popüler tarihi dizide güçlü savaşçı “Turgut Bey” karakterine hayat vermiştir.
Rüzgar Aksoy Kaptan Amerika’yı seslendirdi mi? Evet, Yenilmezler (Avengers) ve Kaptan Amerika film serilerinde Chris Evans’ın canlandırdığı “Kaptan Amerika” karakterinin Türkçe dublajını başarıyla yapmıştır.
Rüzgar Aksoy Emir Sarrafoğlu’nu seslendirdi mi? Evet, bir döneme damga vuran Adını Feriha Koydum dizisinde Çağatay Ulusoy’un oynadığı Emir Sarrafoğlu karakterini Rüzgar Aksoy seslendirmiştir.
Rüzgar Aksoy’un çocuğu var mı? Ünlü çiftin bilinen bir çocuğu bulunmamaktadır.
yazısı ilk önce üzerinde ortaya çıktı.